Ankara'dan yazan bir siyasi yorumcu dostumuz, "Erdoğan şimdilik atlattı" diyor, yüreğimize su serperek... Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ne atlattığına ışık tutabilecek cümlesi şu: "Erdoğan şimdilik İran'a verdiği sözün arkasında durup Amerika'ya kafa tutuşunun tadını çıkarabilecek gibi görünüyor."
Her iki cümledeki 'şimdilik' sözcüğüne dikkatinizi çekerim. "Obama'yı zayıf yakaladığı için atlattı atlatmasına, ama yarın ne olacağı belli olmaz" anlamına geliyor 'şimdilik' sözcüğü; bir tür uyarı... Nitekim yazısının son cümlesi bu uyarıyı açmak için kurgulanmış görünüyor: "Bundan sonrası Erdoğan'ın Üçüncü Dünya bayraktarlığı rolü ile, NATO müttefiki AB aday rolü arasında yapacağı tercihe bağlı."
Ya yanlış bir tercih yaparsa? Yani, NATO müttefiki ve AB aday rolü yerine Üçüncü Dünya bayraktarlığı rolünü tercih ederse?
Başına geleceklere hazır olsun Başbakan Erdoğan...
Dostumuzun yaklaşımı bazı çevrelere hâkim düşünce tarzının onun sütununa yansıması aslında. Şu sıralarda Batı'da çıkan 'Türkiye odaklı' değerlendirmelerin bir bölümüyle aynı çizgide. Ak Parti hükümetinin sorunlu coğrafyalara dönük tavrının samimiyeti kritik konularda test edildikçe huzursuzluğu artan çevreler bunlar...
Cezayir'de ulusal kurtuluş savaşı verenleri kınayan kararlardan yana davranan, Birleşmiş Milletler'in Filistin'e yönelik saldırılarına karşı hareketsiz kalamadığı dönemlerde aldığı İsrail-aleyhtarı kararlara karşı çıkan, her uluslararası ihtilâfta haksız da olsa Batı'nın yanında yer alan Türkiye yok bugün...
Her konuya haklıdan yana tavırla yaklaşan, adalet ve insaf sınırları içerisinde bir dış politika izleyen 'yeni' bir Türkiye var...
Rahatsızlık ve huzursuzluk konusu bu. 'Yeni Türkiye' görüntüsünün rahatlarını bozup huzurlarını kaçırdığı çevreler, "NATO Türkiye'yi böyle davransın diye almadı" diyorlar, Avrupa Birliği adaylığını da aynı yönden sorguluyorlar. Amerika ve Avrupa'dan belli isimlerin tahmin edilebilecek yayın organlarında kaleme aldıkları değerlendirmelerde "Türkiye NATO'dan atılsın" türü teklifler son zamanlarda hayli arttı.
Oysa her global ihtilâfta haktan ve adaletten yana davranan yeni tavrı iyice belirginleştikçe, Türkiye'nin içinde yer aldığı ve almayı umduğu uluslararası kuruluşlardaki yeri biraz daha sağlamlaşıyor. Sadece dünyanın dört bir tarafındaki halklar nezdinde itibarı artmıyor ülkemizin, bu itibar artışı sayesinde üyesi olduğu uluslararası kuruluşlardaki konumu da eğretilikten kurtuluyor.
Bugün eskiden üzerine vazife olmayan misyonlar üstlenmeye çalışan NATO'yu ele alalım: Bosna'da ve Afganistan'da hüsn-ü kabul gördüyse NATO, bunu biraz da üyeleri arasında Türkiye'nin bulunmasına borçlu. Yarın başka ihtilâflarda yeni görevler üstlenmesi söz konusuysa, her ihtilâfa 'adalet ve insaf' açısından yaklaşan Türkiye'ye daha fazla ihtiyacı olacak NATO'nun...
AB başkentlerinde son durum nedir, bilmiyorum; yine de birçok ülkede yüz yüze oldukları sorunların bir bölümünün "Türkiye'li bir AB projesi" ile daha kolay çözülür hale geleceği üzerinde fikir jimnastiği yapıldığına eminim.
'Şimdilik' herhangi bir şey atlatılmadı, tam tersine Türkiye'yi kolay yutulur lokma olarak bilen, hep kuyruklarına takılır görmeye alışmış çevreler, bir süreden beri fark ettikleri değişimin kendilerini ilgilendiren yüzüyle tanıştılar ve bir şey yapamayacaklarını bir kez daha anladılar.
'Yeni Türkiye' eskiden sonu karakolda biten muhataraların kolayca sahneye konulamayacağı bir ülke aynı zamanda.
İddialı gelse de kanaatimi yazacağım: 'Şimdilik' olamayan hiçbir zaman olamaz...
Her iki cümledeki 'şimdilik' sözcüğüne dikkatinizi çekerim. "Obama'yı zayıf yakaladığı için atlattı atlatmasına, ama yarın ne olacağı belli olmaz" anlamına geliyor 'şimdilik' sözcüğü; bir tür uyarı... Nitekim yazısının son cümlesi bu uyarıyı açmak için kurgulanmış görünüyor: "Bundan sonrası Erdoğan'ın Üçüncü Dünya bayraktarlığı rolü ile, NATO müttefiki AB aday rolü arasında yapacağı tercihe bağlı."
Ya yanlış bir tercih yaparsa? Yani, NATO müttefiki ve AB aday rolü yerine Üçüncü Dünya bayraktarlığı rolünü tercih ederse?
Başına geleceklere hazır olsun Başbakan Erdoğan...
Dostumuzun yaklaşımı bazı çevrelere hâkim düşünce tarzının onun sütununa yansıması aslında. Şu sıralarda Batı'da çıkan 'Türkiye odaklı' değerlendirmelerin bir bölümüyle aynı çizgide. Ak Parti hükümetinin sorunlu coğrafyalara dönük tavrının samimiyeti kritik konularda test edildikçe huzursuzluğu artan çevreler bunlar...
Cezayir'de ulusal kurtuluş savaşı verenleri kınayan kararlardan yana davranan, Birleşmiş Milletler'in Filistin'e yönelik saldırılarına karşı hareketsiz kalamadığı dönemlerde aldığı İsrail-aleyhtarı kararlara karşı çıkan, her uluslararası ihtilâfta haksız da olsa Batı'nın yanında yer alan Türkiye yok bugün...
Her konuya haklıdan yana tavırla yaklaşan, adalet ve insaf sınırları içerisinde bir dış politika izleyen 'yeni' bir Türkiye var...
Rahatsızlık ve huzursuzluk konusu bu. 'Yeni Türkiye' görüntüsünün rahatlarını bozup huzurlarını kaçırdığı çevreler, "NATO Türkiye'yi böyle davransın diye almadı" diyorlar, Avrupa Birliği adaylığını da aynı yönden sorguluyorlar. Amerika ve Avrupa'dan belli isimlerin tahmin edilebilecek yayın organlarında kaleme aldıkları değerlendirmelerde "Türkiye NATO'dan atılsın" türü teklifler son zamanlarda hayli arttı.
Oysa her global ihtilâfta haktan ve adaletten yana davranan yeni tavrı iyice belirginleştikçe, Türkiye'nin içinde yer aldığı ve almayı umduğu uluslararası kuruluşlardaki yeri biraz daha sağlamlaşıyor. Sadece dünyanın dört bir tarafındaki halklar nezdinde itibarı artmıyor ülkemizin, bu itibar artışı sayesinde üyesi olduğu uluslararası kuruluşlardaki konumu da eğretilikten kurtuluyor.
Bugün eskiden üzerine vazife olmayan misyonlar üstlenmeye çalışan NATO'yu ele alalım: Bosna'da ve Afganistan'da hüsn-ü kabul gördüyse NATO, bunu biraz da üyeleri arasında Türkiye'nin bulunmasına borçlu. Yarın başka ihtilâflarda yeni görevler üstlenmesi söz konusuysa, her ihtilâfa 'adalet ve insaf' açısından yaklaşan Türkiye'ye daha fazla ihtiyacı olacak NATO'nun...
AB başkentlerinde son durum nedir, bilmiyorum; yine de birçok ülkede yüz yüze oldukları sorunların bir bölümünün "Türkiye'li bir AB projesi" ile daha kolay çözülür hale geleceği üzerinde fikir jimnastiği yapıldığına eminim.
'Şimdilik' herhangi bir şey atlatılmadı, tam tersine Türkiye'yi kolay yutulur lokma olarak bilen, hep kuyruklarına takılır görmeye alışmış çevreler, bir süreden beri fark ettikleri değişimin kendilerini ilgilendiren yüzüyle tanıştılar ve bir şey yapamayacaklarını bir kez daha anladılar.
'Yeni Türkiye' eskiden sonu karakolda biten muhataraların kolayca sahneye konulamayacağı bir ülke aynı zamanda.
İddialı gelse de kanaatimi yazacağım: 'Şimdilik' olamayan hiçbir zaman olamaz...
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Diyalog Gazetecilik San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Fehmi Koru
13 Haziran 2010 Pazar
Yorumlar
Yorum Gönder
Birşeyler yazmak ister misn?