Ana içeriğe atla

Kayıtlar

mizah etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Cahit Sıtkı Taranci

Artık hiç bir şey eskisi gibi değil.  Ben de öyle.  Çok dikkat etmiyorum uzun süredir kendime. Kılığıma kıyafetime... Çorapsız da basıyorum artık yere. Eskisi gibi de korkutmuyor beni ne grip ne nezle. Nane limonun iyi gelmediği daha büyük sıkıntılarım var herkes gibi benim de. Takılmıyorum artık şu her kış ve bahar şişen bademciklerime. Çok sıcak yada soğuk şeyler yiyip içmem, hepsi hepsi bir kaç gün gene. Olur biter Geçer gider. Ama canımı yaka yaka yutkunduğum şeyler var. Olup bitmeyen, Geçip gitmeyen. Zaman zaman yine uykusuzluk çekiyorum ama... Çokta takılmıyorum artık bu uyku konusuna, Uyuyunca geçmeyen şeylerin olduğunu anladığımdan bu yana... Suskun Şair

İbretlik

Ağacın toprağı tutması, köklerin yağmur suyunu temizlemesi gibi doğa harikalarına basit ama müthiş bir örnek bu fotoğrafta görünüyor; - Birinci bidonda çim ekili, - İkincisinde sadece kurumuş yapraklar ve bazı kökler var. - Üçüncüsü kuru toprak, Eğer temiz su içmek istiyorsak, temiz hava solumak istiyorsak ağaçlara muhtacız.  Eğer ağaçlar ölürse bizde ölürüz unutmayın!

Kuyudaki Eşşekten Güzel Bir Ders

Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer. Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır. En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar verir. Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek ne olduğunu fark edince, öncekinden daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığıyla sesini keser. Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır. Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır ! Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile. Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabili...

Anadolu

Anadolu’nun orta vilayetlerinden bir köyde yavaş yavaş güneş batmaya hava kararmaya başlar. Karanlık iyice çöker köyün üzerine. Evlerden birinde bir kadın ve adam yatma hazırlığı yapmaktadır. Erken yatıp yarın sabaha güneş ışığına erken uyanılacaktır. Adam üzerini değiştirir yatağına yönelir. Evin penceresinden; karanlık bahçeye vuran ışıkta ağaçların arasında bir gölge belirir. Kadın pencereden dışarı bakar ve gülümser. Kadının sevgilisi bahçededir. . . Tam sözleştikleri gibi sözleştikleri saatte ve yerde adam onu beklemektedir. Kadın kocasının uyumasından emin olunca sessizce yataktan kalkar üstünü giyer … Ve pencereden aşağıya atlar.Başka bir adam içinkadın kocasını terk eder. Koşarlar iki sevgili….. kaçıyorlar.Tarlaları ovaları aşarlar….. Anadolu’da bir köy nasıl koşmasınlar ki. Arkalarından onları kovalayacak onca şey vardır. Namus belası Töre cinayetleri yoksulluk cefa korku.

Kadinlar cadimidir?

Harun Reşit, savaşta esir aldığı düşman general'e Hayatını bağışlarım ama bir şartım var: Kadınlar hayatta en çok ne ister, budur bilmek istediğim. Bu sorunun yanıtını getir kurtar kelleni.' der. General sorar soruşturur, bu çetin sorunun yanıtını arar ve Kafdağı'ndaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir. Günlerce gecelerce at koşturur, cadıyı arar bulur ve sorar: 'Kadınlar hayatta en çok ne ister? Korkunç cadının, yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki yenilir yutulur değil. 'Evlen benimle o zaman öğrenirsin istediğini. 'Bu ölümcül teklifi, kabul eder General ve doğru yanıtı alır almaz koşar Harun Reşid'e: '-Kadınlar, en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister.' Harun Reşit bizimkinin hayatını bağışlar ya; cadıyla evlenmek kendi için de söz verilmiştir. Evlenirler. O ilk gece; general bir bakar ki o korkunç cadı, dünyalar güzeli bir afete dönüşmüş , karanlık odada. Konuşur cadı: '-Benim kaderim böyle; günün sadece yarısı güzel olabil...

Kahvenin sırrı

Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken, içtiğin kahvenin tadı kederlidir... Kahve telvesine yüreğinin acısı karışır. Bir pazar öğle sonrası annenin "hadi bir kahve yap da içelim" dediği kahve huzurludur... Köpükler annenin göz bebeklerine yansır... Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümseme olur... Gecenin bir yarısı ,hatta beklide sabaha karşı alkollü eve gelen birinin içtiği kahve, düşülen kuyudan çıkma çabasıdır...

Akıl baska yürek baska

Birbirine benzese de Yel başkadır, külek başka Itrı da hoş, rengi de hoş Gül başkadır, çiçek başka. Her diki yokuş bilme gel Her meyi meyhoş bilme gel Her uçanı kuş bilme gel Kuş başkadır, böcek başka. Her derdine ortak benim Her ağrını ten bölenim Sen çekensin, Ben gelenim Gemi başka, yedek başka. Hakkın yolu öz yolumdur Eğilmeyen düz yolumdur, Hayırla şer sağ solumdur Şeytan başka, melek başka. Bir dileğe ben calandım Kah kazandım, kah talandım. Ömrüm boyu haçalandım Akıl başka, yürek başka. Dilek oldu benim adım Pervazlandı kol kanadım Yetmedi sabrım, inadım Amel başka, dilek başka. Bahtiyar Vahabzade

Toz almak

Dünya tozlanan bir yerdir.Bütün insanlar toz almak için gelirler dünyaya: Kimisi bir ülkenin tozunu alır, kimisi bir sehbanın, kimisi bir ceketin. Ama bazen bir gözün tozunu da almak gerekir dünyada.Kabul etmek lazım en zoru budur.Çıkarıp silkeleyemeyiz bir gözü, ırmaklara batırıp yıkayamayız. En iyisi kendi kendine yaşarsın, kendi yıkasın tozunu.

Olmalı

Göhsümde ömrümce durmadan çarpanO Kalbin sevgiyle coşkun olmalı yürekte diyorlar ona gönülde Orada yaşattığın aşkın olmalı Her yaşta sıcaktır sevgi çağrısı Sevgide başkadır ilk gözağrısı el ne derse desin sözün doğrusuİnsan, insan sevdiğine düşkün olmalı Unutma dünyada sevmemek suçun Sevgisiz kalırsa kararır içinİki seven kalbin hatırı içi Ayrılık en fazla beş gün olmalı. Sevgisiz insanın nesi var

Vahdet

“İki canlı kuşu birbirine bağlasan, dört kanatlı oldukları halde uçamazlar, çünkü ikilik mevcuttur” der Hz.Mevlana. Ne demek ister acaba bu sözü ile? Öyle ya, bu koca Aşığın her sözü mânâ ile alakalı bunda ne demek ister? Acaba bu iki kuş misalinde bize anlatmak istediği şey bedenimizdeki ayrılıklar mıdır? Aklın başka, gönlün başka istekleri midir? Belkide çok daha fazla şey, ama yinede şunu söylemek gerekir ki... Bedeninde birliği sağlayamayanlara Vahdet bileti kesilmez...

Karne notlarının Osmanlıcası nasıldı?

Eskiden beri, okullarda karne günlerinde heyecan en üst seviyededir. Ki­mi öğrencinin gözü parlar heyecandan , kiminin ise kaçamak bakışlarına hafif bir terleme eşlik eder. İşte bugünler tarih boyunca böyle olagelmiş­tir. Çalışan kazanmış, tembellik yapan da mükâfatını(!) almıştır. Osmanlı devri mekteplerinde, 19. asrın sonlarında yaygınlaşmaya başlayan karne­ye "cüzdan" denilmekteydi. Bu cüzdanlara "etvâr ve mesai cüzdanı", "hal ve hareket , sa'y u gayret cüzdanı" gibi isimler veriliyordu... Okullar kapanırken her çocuğu bir sevinç sarar. Fakat bu sevinç bazı talebelerde katmerli, bazılarında ise biraz hüzünle karışıktır. Derslerini derste öğrenip bunun için gayret gösteren ve imtihanlara da iyi hazırlanan talebeler çifte sevinç yaşarlar.  Dersini dinlemeyen ve tembellik yapan öğrenciler ise okulun bittiğine sevinseler de karnelerindeki notlar sebebiyle üzgündürler. Ekilenlerin biçildiği bir harman zamanını andırır okul kapanışları ve h...

Öpücük Öyküsü

Adam üç yaşındaki kızını, gayet pahalı bir hediyelik kaplama kağıdını ziyan etti ... ği için azarlamıştı. Küçük kız, koskoca bir paket altın yaldızlı kağıdı bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı... Yılbaşı sabahı küçük kızı, altın yaldızlı kağıda eğri büyrü sarılmış paketi getirip: 'Bu senin babacığım' dediğinde, adam çok üzülmüştü. Acaba gereğinden fazla mı tepki göstermişti kızına. Bir gece evvel yaptığından utanarak, kutuyu açtı. Fakat kutunun içi boştu. Adam kızına gene çıkıştı: 'Birisine bir hediye verdiğinde, kutunun içinde bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun küçük hanım?..' dedi Küçük kızın gözlerinden yaşlar aktı, babasına baktı.

Windows çeşitleri ...

K albe sözden çok sükuttan mânâlar akar. İnsan evrendeki sükutu anlayabilseydi, kim bilir belki de söz olmayacaktı. İnsanlar sükutun dilinden anlayacak, derin ve manalı bakışlarla konuşacaklardı. Ve ses, sükutun heybetini bozamayacaktı. Konuştuğum zamanlar hep acze düşmüşümdür de ondan kelama sarılmışımdır. Evrendeki her varlıkta sükutu bir süs, bir hikmet olarak algılamışımdır. Sözü ise ancak bir zaruret.. Hep derin denizler kadar heybetli bir sükut dinledim ondan. Sanki durgun ve derin bir ummanin kıyısına varmıştım. Derinliklerinde gönül ve hikmet incilerinin gülümsedigi bir deniz bulmuştum. Hayatın hicbir kasırgası, hadiselerin hiçbir fırtınası onu dalgalandıramıyordu. O denize imrendiğim an, gözlerim su mısralara takılmıştı: Gittim, gittim, denizin, Sınır yerine vardım Halin bana da geçsin! Diye ona yalvardım Bir çılgın vesvesede, İçim didiklense de, Olaydım o cüssede, O’nun gibi susardım.. Gerçekten de öyle olmuştu. Sonsuza götüren bir denizin kıyısına va...

Sen hiç...

Saatlerin durduğunu, zamanın donduğunu düşündün mü hiç? Endişeden ölürcesine... Saatin tiktaklarını hızlandırmak istercesine... Zembereğinden fırlamak için kıvranan yaycasına... Sen hiç seni bekledin mi?.. Çaresizliğin en yoğununu yaşadın mı hiç? Mümkün olsa canını verebilmecesine... Ama elden bir şey gelmemesinin verdiği acıdan çıldırmacasına... Sen hiç sana üzüldün mü?.. Haklıyken bile içindekileri anlatamayıp hak verdiğin oldu mu hiç? Haykırmak isterken içindekileri, çığlık çığlığa susarcasına... Sen hiç sana kırıldın mı?..

ÇOCUK OLMAK

Zordur çocuk olmak Nerde olursan Dilin, dinin, ırkın ne olursa  Ama zordur çocuk olmak Annenin kucağı gibi şefkatli değildir sokaklar Hele yüreğindeki merhamet, bulunamaz hiç bir coğrafyada Düşlerinde gizlidir, yaşamak Koşarsın, düşersin, ağlarsın Taş atarsın Hayatına örülür duvarlar Zordur çocuk olmak, Haydarpaşa’da  çalınır paslı raylara parlak geleceğin Ankara’da ayazda kalır düşlerin Diyarbakır'da sokaklarda mendil olur göz yaşların, satarsın kuruşlara Afrika'da tenine bulaşır Dünyanın kör karanlığı Ve tutunamazsın yarınlara . .